Her Şeyin Bir Amacı Olmalı Mitini Yıkıyoruz: Olaylı Bir Battaniye ve İstanbul’un Kaosu
İstanbul... Bu şehir bazen kendini bir laboratuvar gibi sunuyor. Her köşede, her an, çözülmeyi bekleyen binlerce değişkenin birbirine karıştığı devasa bir sistem. Benim için bu şehir, ucuz kaçışlarımın doğal laboratuvarı. Bir önceki yazılarda bahsettiğim gibi, ben her zaman o "Her Şeyin Bir Nedeni Olmalı" zorunluluğundan kaçıyorum. Her durağın, her yağmur damlasının mükemmel bir senaryoya oturtulması gereksinimi... Bazen en iyi kareler, o mükemmel senaryonun tamamen çöktüğü anlarda yakalanıyor.
Geçen hafta bu durumu çok iyi deneyimledim. Proje kapsamında, şehrin farklı mikroiklimlerini ve dokularını yakalamak üzere ciclomayla ilerliyordum. Amacım netti: şehrin katmanlarını, ulaşılabilir en ekonomik yolla belgelemek. Yanımda sadece bisikletim, birkaç temel tamir seti ve doğal elbette ki, en kritik değişken: bulunduğum anın kendisi.
Olaylı Bir Sabah ve Yanında Yürüyen Belgesel
O sabah, beklenmedik bir hava durumuyla karşılaştık. Tahmin ettiğim gibi temiz ve net değil; İstanbul’un o karakteristik, kasvetli ama bir yandan da hayat dolu karışımı. Tam bu sırada, üzerime çöken o kalın, eski battaniyeden oluşan tür oldu. Sanki önceki bir yolculuğun veya sadece o anki nemin fiziksel tezahürüymüş gibiydi. Battaniye, çamurlu bir sokak kenarında, şehrin gürültüsüne karşı savunma hattımız olmuştu.
Burada teknoloji devreye girmiyor, mekanik bir problem ortaya çıkıyor. Bisikletin arka göbeğiyle uğraşıyorum; yağmur yağıyor, ayakkabılarım çamurla dans ediyor ve battaniye ise tam ortadaki bu kaosu görsel bir çerçeveye oturtuyor. Bu noktada, profesyonel fotoğrafçı kimliğimdeki 'mükemmel kompozisyon' takıntısı tamamen rafa kalkıyor. Önceliğim, bu fiziksel kaosu sürdürülebilir bir maceraya dönüştürmek.
Pragmatik olmak, bazen estetiği ertelemek demektir.
Bu kaotik anlarda vücudumun bildiğim bir ritim var: Sorunu çöz, sonra duygusal olarak o anı kodla. Göbekteki sürtünme azalınca, yağmur hafiflerken ortaya çıkan o gri tonlar, sahneye yeni bir derinlik katıyor. Battaniye sadece bir eşya olmaktan çıkıp, o anın entropik enerjisini somutlaştırıyor.
Kusursuzluğun Maliyeti Yok
Bazen en iyi kare, hiçbir şeyin nedenini bilmediğin andır. Bir önceki yazılarımda bahsettiğim gibi, her değişkenin bir görevi olmalı ya da yoksa bilinçli olarak o boşluğu kabul etmeliyiz. Bu battaniye, bir sonraki yolculuk için asla tasarlanmamış, sadece o sabahın koşullarıyla karşılaşmış bir nesneydi. Yine de bütün kareyi taşıdı.
Bu durum, hem sürdürülebilir bir seyahatin hem de iyi bir fotoğrafçılık pratiğinin özeti sanırım. Her şeyin kusursuz planlanmış olması gerekmiyor; bazen sadece elinizdeki en uygun, o anki koşullara meydan okuyan materyallerle harekete geçmeniz yeterli. Bisiklet pedalı gibi, hayatın da en değerli kıvılcımları, beklenmedik bir gıcırtıdan doğuyor. Ve benim için o gıcırtı, genellikle ıslak bir battaniyenin altından geliyor.