Lastik Sesleri ve Ucuz Kaçışlar

Kontrolü Bırakmanın Altın Kuralı: Beklenmedik Rotanın Sessiz Gücü

Her şeyi hesaplamak istiyorum. Bu benim bir alışkanlığım, gelgelelim bu, bisikletle gezmek denen maceranın tam kalbinde bir gerilim. Bir rotayı çizer, ideal ortalamaları hesaplar, yedek güzergahları zihnimde simüle ederim. Çünkü en büyük düşmanım, tahmin edilemezliğin getirdiği gereksiz yük olabilir. Her vites değişikliğinin, her lastik basıncının bir amacı olmalı diye ısrar ederim.

Ancak hayat, sevgili okurlar; ve özellikle de maceranın kendisi, mükemmel bir fizik denklemi değildir. O, daha çok iyi ayarlanmış bir bisikletle karşılaştığınız değişken hava durumu gibidir.

Geçtiğimiz ay, Ege kıyılarında böyle bir hesap benim gibi düşünen bir maceracıyı köşeye sıkıştırdı. Planım netti: A noktasından B noktasına, X güzergahını kullanarak ulaşmak. Hava tahmini %80 başarı gösteriyordu ve ben de buna göre bir enerji rezervi hesaplamıştım. Ancak öğleden sonra güneş, beklenmedik bir şekilde buharlaşmanın sinyallerini vermeye başladı. Gökyüzü, önce o masum yaz mavisiyle alay eder gibi parlaktı, sonra ise sanki bir gerilim filminin finaline giriyormuş gibi dönmeye başladı.

O an, en büyük tehlikenin teknikte değil, zihnimdeki o katı planda olduğunu fark ettim. Sürekli olarak en verimli, en öngörülebilir çözümü aradım. Yağmurlu günü nasıl kısaltırım? En yakın sığınağa varır mıyım? Bu takıntılı hesaplama döngüsü, enerjimi tüketiyordu.

Ve sonra, bunu yapmaya karar verdim: Kontrolü bırakmak.

Olan oldu. Rüzgar değişti, yağmur başladı ve benim önümdeki o "ideal" yol, çamurlu, sürüklenen bir mücadeleye dönüştü. Oysa bu bilinmezlik üzerine kalkanını indirdiğim an, bir fark oluştu. Önümdeki her yeni patika, her beklenmedik yağmur çamur karışımı, bana o anki durumun yalnızca bir parçası olduğumu hatırlattı.

Bu benim için büyük bir zaferdi. Çünkü en iyi paylaşımlar, kamp alanlarının ortasında oturup haritaya bakarak değil; tam olarak o sürüşün zorladığı, beklenmedik o virajın ortasında ortaya çıkıyor. Bisikletin hakkını vermek, sadece mekanik aksamları kusursuz çalıştırmak değildir; aynı zamanda onu o anki kaosa teslim edebilmektir.

Bu yüzden, bir sonraki yolculuk öncesinde ben de aynı şeyi yapıyorum: Girişimi %90 kusursuz yaparım. Ancak geri kalan o kritik %10'luk belirsizlik payı için, bilinçli olarak bir tampon bölge bırakıyorum. Tamamen mükemmel olmaya çalışmak, zaten maceranın kendisini öldürmektir. Oysa asıl hikayeler, planın çöktüğü yerde başlar; çamurun içinde, yağmurun sesiyle karışan o beklenmedik uyumda.

Pragmatizm, her şeyi bilmek değildir; bazen de ne zaman bilmeyeceğini kabul etmektir.