Parçalanmış Haritalar ve O Bisikletin Ritmiyle Yeniden Birleşmek
İstanbul’un bu karmaşık nefesini kovalarken bazen en değerli rehberim, hiçbir yere bağlı olmayan o kağıt parçaları oluyor. Bir yandan da bu kağıtlar, bazen de benim pedala verdiğim o ritmik itişlerle birleşip bütün oluyorlar.
Son birkaç haftadır üzerimde olan bu sürekli hareket hali, bazen de sabit bir noktadan bakarak durumu analiz etmeyi gerektiriyor. Bu geziler, sadece ayaklarımın altındaki yol yüzünden değil; aynı zamanda kafamdaki o binlerce küçük, çözülmemiş detayın da fiziksel bir tezahürünü yaşıyor. Bir yandan bisikletin vites geçişlerini, zincirin gerilimini hesaplarken; diğer yandan da bu şehirdeki malzemelerin, dokuların ve insanların arasındaki o görünmez bağları kurmaya çalışıyorum.
Pikselden Kilometreye Bir Devir Teslim
Geçen ay aldığım o fotoğrafın üzerinde çalışıyordum. Emin olun, bir kareyi sırf "tamamlandı" diye bırakmak benim için en büyük lükstür, çoğu zaman da bu lüksüye ulaşmanın yolu, mevcut olanın mükemmeliyetini değil, onun yarattığı karmaşayı kabullenmekten geçiyor. Bu dağınıklık benim için bazen bir sorun değil, tam tersine yakıt oluyor.
Örneğin, bu sabah karşılaştığım yağmur sonrası ıslanmış kaldırımların yansıması... İlk bakışta sadece gri bir yüzey. Ancak ben o anlarda, suyun kuma basarak oluşturduğu o mikro-çatlakları, kaybolan bir ışık oyununu yakalamaya çalışıyorum. Bu, sanki o anki hava durumuyla bisikletin lastiklerinin asfalttan aldığı mikroskobik titreşimlerin mükemmel bir senkronizasyonu gibi. Her ikisi de geçici ve öylesine çok katmanlı ki, tek bir kareye sığdırmak neredeyse intihara yakın geliyor.
Bir yandan da bisikletin bakımıyla uğraşırken, bu kaotik akışa bir düzen getiriyorum.
Bisikletin Anatomisi ve Anlatının Yapısı
Bu yüzden benim için süreç her zaman döngüsel. Bir maceradan edindiğim teorik bir gözlem, diğer macerada fiziksel bir uygulamaya dönüşüyor. Eğer vites ayarım kötüyse, pedal çevirirken hissettiğim o direnç; aynı zamanda anlatımın akışını kesen bir tutarsızlık gibi hissediliyor.
Bu yüzden son birkaç gündür, kadroya hafifçe takılan o en ufak bir sürtünme sesi bile benim için bir veri noktası. Bir önceki yolculukta, o sesin sadece sürtünme değil, aynı zamanda varış noktasına ulaşmanın getirdiği mikro bir direnç olduğunu fark ettim. Bu sesi kaydetmek, o yolculuğun fiziksel bir imzası oluyor.
Pragmatik olmak, sadece en ucuz çözümü bulmak demek değil; aynı zamanda mevcut olan her şeyi, en sürdürülebilir ve anlamlı şekilde kullanmak demek. Bu benim için bisikletin karbon çelik çatısından, çektiğim karelerin dijital hafızasına kadar her yerde geçerli bir prensip.
Bu yüzden o kağıtlar, tozlu menteşeler ve ayaklarımın altında dönen tekerlekler... Hepsi birbiriyle konuşuyor. Ve ben sadece tercümanım.