Sonbaharın O Melankolik Ritmiyle Bir Bisiklet Hikayesi
İstanbul’un sonbaharı bambaşka. Yazın o telaşlı, turist çeken enerjisi yerine, sanki şehrin tüm ağırlığı omuzlarına binmiş gibi bir durgunluk var. Bu durgunluğu çözmenin tek yolu benim pedallara binmekle oluyor. Ya da en azından, beni bu şehrin karmaşasından uzaklaştıracak bir rota bulmakla.
Geçen hafta uzun zamandır ertelediğim, aslında hiçbir ‘özel’ olmayan ama benim için her zaman kıymetli olan bir rota çizdim: Anadolu yakasından başlayıp, şehrin biraz daha sakin mahallelerine doğru kıvrılan o bildiğimiz kaçış. Benim için bu, sadece kilometre saymak değil; aynı zamanda bir tür meditasyon süreci. Ayak pedallarına basıyorsun, egzoz sesleri geride kalıyor ve sadece zincirin dönme sesi ile kendi nefesin var. Bu, benim en ucuz terapim.
Lastik Sesleri ve Şehir İncelemesi
İnsan bazen en büyük felsefi değişimleri, yağmur sonrası ıslak kaldırımlarda veya bitmek bilmeyen bir vites ayarı telaşında bulur. Bu aralar okuduğum ya da dinlediğim o rastgele blog yazıları... Hepsi bu büyük resmi görmeye çalışıyor. Birisi politik bir tartışma açıyor, diğeri mikroplastik sorununu ele alıyor. Bunlar değerli okumalar, kabul ediyorum. Ama bazen o büyük tartışmaların ortasında kalmak yerine, benim malzemelerimle kendi küçük ölçekli yorumumu yapıyorum.
Bu sabah karşılaştığım bir durum, benim için her şeyin bu basit döngüsel harekette gizli olduğunu gösterdi. Bir bisiklet tamponumda, yine o ince ayrıntıları yakalamaya çalışırken karşılaştığım bir kitle vardı. Bisikletin egzoz gazı gibi dağılan detaylarıdır bunlar. Birisi "Global ısınma bizi nereye götürüyor?" diye yazmış. Ben de aynen bu noktadayım: Peki, ben nereye gidiyorum? Cevap genellikle basit oluyor: Bir sonraki uygun fiyatlı durak.
Bu pragmatizm bazen melankolik görünebilir, biliyorum. Sürekli bir kaçış hali sanki benimleymiş gibi algılanıyor olabilir. Ama bu, karamsarlık değil. Bu, kaynak yönetimi becerisi üzerine kurulu bir macera anlatısı. Pahalı konseptlere takılmak yerine, elimdeki iki tekerleği ve vücut ağırlığımı kullanarak sürdürülebilir bir hareket üretmek. İşte benim yaşam felsefem bu üç kelimenin özeti: Ucuza kaçmak, hareket etmek.
Donanım ve Ruh Hali Senkronizasyonu
Her yolculuğun teknik bir kısmı vardır. Lastik basıncı, dişli uyumu, rulmanların kontrolü... Bunlar benim için duygusal durumumun fiziksel izdüşümü. Eğer bisikletim sorunsuz çalışıyorsa, ruh halim de o kadar dengelidir. Son iki haftadır ince ayar yaptım; hafif bir yağlama, doğru gerilim... Bunlar küçük detaylar ama büyük fark yaratıyor. Tıpkı ruh halindeki o ince ayar gibi.
Bir gezi kaydı tutmak benim için sadece fotoğraf çekmek ya da kilometre vermek değil; aynı zamanda o günkü enerji alışverişini kaydetmek demek. Kim bilir, belki de bu basit notlar, binlerce sayfalık akademik bir makaleden daha samimi ve ulaşılabilir bir anekdot barındırıyordur.
Şehrin bu sonbahar şarkısını, pedallarla ve paylaştığım kağıt parçalarıyla kaydetmeye devam edeceğim. Çünkü maceranın en doğru kareyi yakaladığı yer, genellikle en ucuz ve ulaşılabilir olanıdır.